|
Vefa Bozası ile vefa duygusu arasında bir öykü
Önceleri, kendi evlerinde yapıp eşe dosta ikram ettikleri bozayla, bugün torunlarına 130 yıllık bir şirketi miras bıraktılar...
Karmaşa tırmanarak artıyordu. Birbiri ardına çıkan ayaklanmalar, savaşın gitgide yaklaşmakta olduğunun işaretiydi... 1857-1876 tarihlerine kaydedilen -Karadağ İsyanı-, bölge halkının yaşamını tehdit ediyordu...
Zorunlu göçler başladı. Yugoslavya-nın Karadağ sınırındaki Prizren köyünde yaşayan Arnavut genci Sadık da, İstanbul-a göç etmeyi koydu kafasına... Ve 1876-da, İstanbul-un o zamanki en gözde semtlerinden Vefa-ya yerleşti. Onunla birlikte kardeşi İbrahim de geldi...
İki kardeş, ünü kısa sürede tüm İstanbul-a yayılacak bir içecek üretmeye başladılar. Bu içecek neydi dersiniz?
Boza!
Önceleri, kendi evlerinde yapıp eşe dosta ikram ettikleri bozayla, bugün torunlarına 130 yıllık bir şirketi miras bıraktılar... 1876-da temellerini attıkları Vefa Bozacısı, 2000-li yıllarda her iki kardeşin de aynı adlarını taşıyan torunları tarafından sahiplenilecekti...
***
Hacı İbrahim Bey ve Hacı Sadık Bey kardeşler, ikram ettikleri çevrelerce çok beğenilen bozayı, mahalle aralarında güğümle satarak başladılar işe. İlk müşterileri olan mahalle sakinleriyle, son derece iyi ilişkileri vardı. Çocukları çok seven Vefa kardeşler, onlar için her zaman ceplerinde şeker bulundururdu. Her zaman güler yüzlü, müşterileriyle ilişkilerini satış anıyla sınırlandırmayan, sempatik ikili, ilk dükkanlarını Vefa-da açtı. Adını da bulundukları semtin adıyla, -Vefa Bozacısı Hacı Sadık ve Hacı İbrahim Biraderler- koydular. Kısa sürede, saray çevresinin de beğenisini kazanan Vefa Bozacısı, marka olmanın yanı sıra, köklü bir geleneği de tetikledi. Boza, bugün hala, kış günleri, Ramazan ayları, gece saatleri gibi belli zaman dilimlerinin özel içeceği...
/Vefa-yı marka yapan, vefakar müşterilerimizdir./
Hacı İbrahim Bey-in torunu, yani Vefa Bozası-nın üçüncü kuşak yöneticisi İbrahim Sedat Vefa, /Vefa-yı marka yapan, vefakar müşterilerimizdir./ diyor ve ekliyor: /Şu anda da tarihi isimlerimiz tekerrür etmiş görünüyor. Hacı Sadık-ın torunu Sadık Vefa, Vefa Bozacısı-nın, ben de Hacı İbrahim Bey'in torunu olarak Vefa Bozası-nın başındayım.../
Peki, boza deyince akla ilk gelen ve vefakar müşterileriyle yaşayan bu markanın geleceği için hangi yatırımlar yapılıyor?
Sadık Vefa-nın belirttiğine göre, Tuzla-da yeni bir fabrika inşa ediliyor, böylece şimdi 9 gün olan raf ömrünün, 3 aya çıkarılması hedefleniyor. Bozanın yanı sıra, sirke, salata sosları, turşularla ürün çeşitlendirmesine gidiliyor. Kurumsal kaynak planlamasına yönelik yazılım satın alındı...
Ama eksik olan bir şey var sanki... Neden bilinen en eski Türk içeceklerinden bozayı ve 130 yıllık markamızı yurtdışında tanıtmıyoruz? Neden bu içeceğin de, şu sıralar çok popüler olan laktik asiti üreterek hazmı kolaylaştırdığını, sporcularda enerji sağlayıcı, gebelerde süt yapıcı, yaşlılarda kemik güçlendirici yararları olduğunu bilmiyoruz? Ekolojik tarım bu kadar gündemdeyken, neden yüzde 100 doğal içeriğe sahip boza, gündemin bu kadar gerisinde?
Tüm bu soruların yanıtı, CRM ve halkla ilişkileri de içeren -pazarlama iletişimi-nde saklı görünüyor...
Tadı 99 yıldır damaklarda...
Hacı Emin Bey-in 1907 yılında açtığı -helvacı dükkanı-, civarda büyük beğeni toplar ve ünü dilden dile dolaşır. Tam 99 yıl sonra, Hacı Emin Bey-in torunlarınca sahiplenilecek bu lezzet, dört kıtaya yayılacaktır...
Hacı Emin Bey yaşamını yitirdiğinde, oğlu Adil, 11 yaşında bir rüştiyelidir. Hacı Emin Bey-in ölümüyle birlikte maddi bunalıma giren aile, Adil-i mektepten almak zorunda kalır. Mektep yönetiminin, aylık 40 kuruş olan eğitim masraflarını karşılama önerisi de fayda etmez. Çünkü Adil, devletin kendisine sağlayacağı bu yardımın karşılığını veremeyebileceği endişesiyle, borçlu kalmayı göze alamaz. Böylelikle, babasının helvacı dükkanında çalışmaya daha 11 yaşındayken başlar. Yaklaşık dört yıl süresince babasından öğrendiği şekilde helva yapmayı ve civarın tanınmış helvacısı olmayı sürdürür.
Adil 18 yaşına geldiğinde 1. Dünya Savaşı başlar ve askere alınır. Tam sekiz yıl, bir gün izin yapmadan, çeşitli Arap ülkelerinde savaşır Adil. Şam-da bulunduğu dönem ise, onun ve torunlarının yaşamını değiştirecek bir fırsatı çıkarır karşısına. Tatlılarıyla ünlü Şam-da, akşam karargahtan çıktıktan sonra, Şam baklavası, Şam tatlısı gibi ürünleri olan büyük bir dükkanda hiç ücret almadan çalışmaya başlar. Burada dünyada yalnızca birkaç kişinin bildiği tatlı tariflerini öğrenir.
Türkiye-ye döndüğünde kimsenin bilmediği tatlı çeşitlerini bilmektedir. Fakat artık Denizli-deki dükkan kapandığından, o dönemde ticaretin en canlı olduğu Manisa-nın Kula ilçesine yerleşir ve yeniden dükkan açar. Kula, dönemin en gözde pazaryeridir. Buradaki dükkanında yaptığı farklı ve lezzetli tatlılarla kısa sürede. Şekerci Adil adıyla ünlenir.
Kula-nın dışına açılmak ve daha geniş bir pazara sahip olmak isteyen Adil Dindar, 1931 yılında İstanbul-a yerleşir. Koska semtinde açtığı dükkanla, burada da kısa sürede adını duyurur. Öyle ki, dükkanın önünde 30 metrelik kuyruklar oluşmaktadır. Müşterileri Koska-dan aldıkları tatlıları, ağızdan ağza yaymaya başlayınca, girişimin adı da belirginleşir. 1907 yılında temelleri atılan bu girişim, artık Koska Helvacısı adıyla marka olacaktır.
Bugün dört kıtada, aralarında Amerika ve AB üyelerinin de bulunduğu 50-yi aşkın ülkeye ihracat yapan, 500 kişiye iş olanağı sağlayan, 250 çeşit ürünü bulunan, yılda 30 bin ton helva ve tatlı üreten, 100 milyon YTL-lik cirolu Koska Helvacısı-nın yönetiminde Adil Bey-in oğlu Nevzat Dindar ve torunları bulunuyor. 99 yıllık miras Koska markasını, 50 ülkeye yayan Dindar-ın, şirketin önemli kilometre taşlarında imzası bulunuyor: 1974-te Topkapı-da ilk fabrikanın açılmasında, 1990-da otomasyona dönük makinelerle üretime geçilmesinde, 1998-de 18 bin metrekare entegre tesislerin kurulmasında. Dindar-a göre tanık olduğu önemli dönüm noktalarından biri, 1953-te yaşanıyor. Öykünün bu bölümünü, Dindar-ın anlatımıyla aktarmak istiyorum:
Rakibin formülünü getirene 50 Lira ödül
-Lise son sınıftaydım. Dükkanımızdan hem halka, hem de bakkal ve benzeri noktalara satış yapıyorduk. Bir gün, toptan satış yaptığımız yerler alım yapmamaya başladılar ve üretim durdu. Helva, normal koşullarda birkaç gün içinde yağını bırakır. Piyasaya Hacı Hilmi tarafından, hiç yağ bırakmayan bir helva sunuldu ve tüm dükkanlar bunu satmaya başladılar. Bizimle çalışan helva ustalarının, Hacı Hilmi ile çalışan meslektaş akrabaları vardı. Onlar için bir takım elbise, ayakkabı, 50 Lira da para ödülü koydum ve yağsız helva formülünü öğrenmelerini istedim. Hacı Hilmi-nin standart helva karışımının içine eklediği maddeden bir miktar getirdiler. Bu maddenin petrolden elde edilen ve sağlık açısından son derece zararı bulunan parafin olduğu ortaya çıktı. Zamanla diğer tüm helva üreticileri parafini öğrendiler ve satışlarını artırmak için bunu kullanmaya başladılar. Bunun üzerine, tüm helvacıları, Marmara Düğün Salonu-na davet ettim. Hem parafinin zararlarını açıkladım, hem de bir daha kullanmayacaklarına ilişkin söz aldım; hatta herkes inancı doğrultusunda, kutsal kitaplara el basarak söz verdi. Bir süre için etkili bir çözüm olduysa da, kısa zamanda yaptığımız ihbarlar da bir işe yaramaz oldu. Çünkü bu konu bir rüşvet piyasası doğurdu. Bunun üzerine TÜBİTAK ile ortak bir çalışmaya başladık. Bir buçuk yıl çeşitli bilimsel denemelerde bulunduktan sonra, çiçek yağını yüksek basınçta vinterize edip, sıvılığını yitirerek pul pul olmasını sağladık ve helvacılık tarihine önemli bir formül kazandırdık. Bunun adını da Helvin koyduk.-
Koska Helvacısı-nın bugün 50-nin üzerinde ülkeye ihracat yapabilmesinin temelinde, ürün kalitesine, dolayısıyla insan sağlığına olan bu duyarlılığı yatıyor. Diyabetik ürün çeşitlerinin hepsinde, doğal bitki ve ürünlerden elde edilen doğal tatlandırıcılar bulunuyor. Nitekim Koska, ISO, HACCP, Kosher gibi en önemli gıda kalite belgelerine sahip...
Koska Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Dindar, aynı zamanda bir gurme. Kendi deyimiyle -eli boş, gönlü hoş- olduğunda mutfağa da giriyor.
|